İngilizce dil edinimine başlarken, öğrenciler genellikle dildeki en temel fiilin mastar biçimiyle tanıştırılır: “to be”. Yapısal açıdan bu, mantıklı başlangıç noktasıdır. Ancak bu temel adım, İngilizcenin işlevsel gerçekliğiyle hemen çelişir.

Uygulamada ise mastar biçimi ortadan kaybolur. Öğrenenler temel cümleler kurar kurmaz “I am”, “you are” ve “he is” gibi biçimleri kullanmak zorundadır. Birçok kişi için bu biçimbilimsel kopukluk kalıcı bir kafa karışıklığı yaratır. “Be” sözcüğü nereye gitti ve “am”, “is” ile “are” biçimlerinin onunla ortak noktası nedir?

Çoğu geleneksel ders kitabı bu çelişkiyi atlayarak çekimi ezberlenmesi gereken basit bir düzensizlik gibi sunar. Ancak İngilizcedeki en önemli fiilin neden iç mantıktan yoksun göründüğünü gerçekten anlamak için temel dilbilgisinin ötesine geçip dilin altında yatan tarihsel dilbilimi incelememiz gerekir.

“Be” Paradigmasının Yapısı

Bu karışıklığı gidermek için “to be” fiilini tek, biçimbilimsel olarak tutarlı bir sözcük gibi görmeyi bırakmak faydalıdır. Bunun yerine bir şemsiye terim—belirli dilbilgisel işlevlere hizmet eden farklı biçimleri barındıran sözlüksel bir kategori—olarak çalışır.

Standart fiiller öngörülebilir çekim kalıplarını izlerken (ör. playplays), “to be” paradigması parçalıdır. Modern İngilizcede işlevsel biçimler şöyle yapılandırılır:

Fiil Biçimi Dilbilgisel İşlev Kullanım Bağlamı
Am Birinci tekil şahıs Yalnızca “I” ile kullanılır.
Is Üçüncü tekil şahıs He, She, It (ve tekil isimlerle) kullanılır.
Are İkinci şahıs & çoğul You, We, They (ve çoğul isimlerle) kullanılır.
Was / Were Geçmiş zaman biçimleri Geçmiş durumları veya tarihsel olayları belirtmek için kullanılır.
Be / Been / Being Mastar, ortaç, süreklilik Perfect zamanlar, süren eylemler ve temel biçimler için kullanılır.

Bu yapısal grubun üyeleri neden birbirinden bu kadar keskin biçimde farklı görünür? Yanıt, supletiflik olarak bilinen dilbilimsel bir olguda yatar.

Dilbilimsel Mekanizma: Supletiflik

Dilbilimde supletiflik, bir dilin tek bir sözcüğün çekimini oluşturmak için tamamen ilişkisiz kökler kullanmasıyla ortaya çıkar. Bu genellikle, farklı sözcüklerin tek bir dilbilgisel sistem içinde birleşmesiyle yüzyıllar boyunca gerçekleşir.

İngilizcedeki “to be” fiili supletifliğin en güçlü örneğidir. Düzensiz biçimde evrilmiş tek bir sözcük değildir; bileşik bir yapıdır. Eski Proto-Hint-Avrupa dilleri evrildikçe, bugün kullandığımız fiil sistemini oluşturmak için birbirinden tamamen ayrı üç kök birleşti:

Eski Proto-Hint-Avrupa Kökü Özgün Anlam Modern İngilizcedeki Ardılları
bheue- var olmak, büyümek be, been, being
es- olmak am, is, are
wes- kalmak, ikamet etmek was, were

Bu etimolojiyi incelemek büyük bir yanılgıyı ortadan kaldırır. Birçok öğrenen sezgisel olarak been ve being biçimlerinin düzensiz istisnalar olduğunu düşünür. Oysa gerçekte bunlar, özgün kökün (bheue-) doğrudan biçimbilimsel ardıllarıdır.

Asıl yapısal aykırı öğeler am, is, are, was, ve were biçimleridir. Bu biçimler, binlerce yıllık dilsel evrim boyunca şimdiki ve geçmiş zaman işlevlerini yavaş yavaş üstlenen tamamen farklı eski fiillerden türemiştir.

İngilizcede Supletifliğin Diğer Örnekleri

Bağlayıcı fiil “to be” en belirgin örnek olsa da supletiflik İngilizcenin başka temel alanlarında da görülür.

“go” fiilini düşünün. Standart İngilizce biçimbilimine göre geçmiş zamanın mantıken bir ek eklenerek oluşturulması beklenirdi (ör. goed). Bunun yerine geçmiş zaman biçimi “went” olur.

Bunun nedeni, went biçiminin başlangıçta tamamen farklı bir fiilin geçmiş zamanı olmasıdır: wend (kişinin yönünü belirlemesi veya yolculuk etmesi anlamında). go fiili özgün geçmiş zaman biçimini kaybedince, İngilizce konuşanlar yapısal boşluğu doldurmak için wend fiilinin geçmiş zamanını basitçe benimsedi.

Aynı olguyu sıfatların karşılaştırma ve üstünlük derecelerinde de görürüz:

  • GoodBetterBest (gooder yerine)
  • BadWorseWorst

Sonuç

“To be” fiilindeki mantık eksikliği Sizi şimdiye kadar hayal kırıklığına uğrattıysa, sorun anlayışınızda değil, dilin kendisinin kaotik tarihindedir.

Dil her zaman kusursuz tasarlanmış, mantıklı bir çerçeve değildir; evrilen bir sistemdir. “To be” fiili tarihsel dil değişimlerinden sağ çıkmış bir yapıdır—tek bir dilbilgisel amacı yerine getirmek için birlikte çalışan eski köklerin bir bileşimidir. Öğrenenler biçimbilimsel tutarlılık aramayı bırakıp bu sözcükleri farklı dilbilgisel işler için kullanılan ayrı araçlar olarak gördüğünde, “To Be” paradoksu sonunda anlam kazanır.