Diller Arası Dil Bilgisine Kolay Bir Rehber

Dil bilgisi çoğu zaman olduğundan daha karmaşık görünür. Bunun bir nedeni, cümlenin farklı düzeyleri için farklı terimler kullanmamız, ancak bu düzeylerin birbiriyle nasıl bağlantılı olduğunu her zaman açıklamamamızdır.

İsim ile özne aynı şey değildir.
Bir fiil, her zaman yüklemin tamamı değildir.
Bir sıfat, her zaman ismin hemen önünde yer almaz.
Cümlenin öznesi de her zaman bir eylemi bilinçli olarak gerçekleştiren kişi değildir.
İyi haber şu: Basit bir ayrım, pek çok dil bilgisi açıklamasını anlamayı kolaylaştırabilir.
Bir sözcüğü veya sözcük öbeğini incelerken kendinize iki ayrı soru sorun:

Bu, ne tür bir dil birimi?

Ve:

Bu cümlede hangi görevi üstleniyor?

İlk soru, sözcük sınıfları olarak da adlandırılan sözcük türleriyle ilgilidir.
İkinci soru ise cümledeki görevlerle veya dil bilgisel işlevlerle ilgilidir.
Bunlar birbiriyle bağlantılıdır, ancak aynı şey değildir.


Birinci düzey: Sözcüğün türü ne?

Sözcükler, bir dilde nasıl kullanıldıklarına göre gruplandırılabilir.
Bu gruplar geleneksel olarak sözcük türleri diye adlandırılır.
Büyük olasılıkla bunların çoğunu zaten biliyorsunuz.

İki düzeye bir bakış

Ayrıntılara geçmeden önce bu iki düzeyi yan yana görmek yararlı olacaktır.

Sözcük sınıfları: Bu, ne tür bir dil birimi?

Bu terimler, bir sözcüğün dil bilgisel türünü belirtir.

  • İsim: Bir kişiyi, yeri, varlığı, olayı veya düşünceyi adlandırır.
    Sarah, city (şehir), book (kitap), meeting (toplantı), freedom (özgürlük)
  • Fiil: Bir eylemi, olayı, durumu veya ilişkiyi ifade eder.
    run (koşmak), call (aramak), happen (gerçekleşmek), know (bilmek), be (olmak)
  • Sıfat: Bir niteliği veya özelliği belirtir.
    large (büyük), interesting (ilginç), tired (yorgun)
  • Zarf: Zaman, yer, tarz, sıklık veya derece bildirebilir.
    yesterday (dün), here (burada), slowly (yavaşça), often (sık sık), very (çok)
  • Zamir: Bir kişiye veya varlığa, adını yeniden söylemeden gönderme yapar.
    I (ben), she (o), it (o), they (onlar), someone (biri)
  • Belirleyici: Bir ismin hangi varlığa işaret ettiğini, sayısını veya kime ait olduğunu belirtmeye yardımcı olur.
    a (bir), the (belirli tanımlık), this (bu), my (benim), some (bazı), three (üç)
  • Ön edat: Yer, zaman, yön veya birliktelik gibi ilişkileri ifade eder.
    in (içinde), after (sonra), to (-e/-a), with (ile)
  • Bağlaç: Sözcükleri, sözcük öbeklerini veya cümlecikleri birbirine bağlar.
    and (ve), but (ama), because (çünkü), although (-mesine rağmen)

Cümledeki görevler: Burada hangi görevi üstleniyor?

Bu terimler, bir sözcüğün veya sözcük öbeğinin belirli bir cümlede nasıl işlev gördüğünü belirtir.

  • Özne: Cümlenin temel yargısının hakkında söylendiği kişi, varlık veya düşüncedir.
    Sarah called Daniel. (Sarah Daniel’i aradı.)
  • Yüklem: Cümlenin özne hakkında söyledikleridir.
    Sarah called Daniel. (Sarah Daniel’i aradı.)
  • Nesne: Fiilin ifade ettiği olayla yakından ilişkili olan ya da bu olaydan etkilenen kişi veya varlıktır.
    Sarah called Daniel. (Sarah Daniel’i aradı.)
  • Tamamlayıcı: Öznenin, nesnenin veya cümlenin başka bir bölümünün anlamını tamamlar ya da kimliğini belirtir.
    Daniel is a teacher. (Daniel bir öğretmendir.)
    Sarah seems tired. (Sarah yorgun görünüyor.)
  • Niteleyici: Başka bir sözcük veya sözcük öbeği hakkında bilgi ekler.
    the new student (yeni öğrenci)
    the book on the table (masanın üzerindeki kitap)
  • Zarf tümleci: Zaman, yer, tarz, neden veya amaç gibi bilgiler verir.
    Sarah called yesterday. (Sarah dün aradı.)
    They met in Budapest. (Budapeşte’de buluştular.)

Temel fark basittir:

Sözcük sınıfı, bir birimin türünü belirtir. Cümledeki görevi ise o cümlede ne yaptığını gösterir.

 

İsimler

İsimler genellikle kişileri, hayvanları, yerleri, nesneleri, olayları veya düşünceleri adlandırır.

Sarah, teacher (öğretmen), dog (köpek), London (Londra), table (masa), meeting (toplantı), freedom (özgürlük)

Fiiller

Fiiller genellikle eylemleri, olayları, durumları veya ilişkileri ifade eder.

run (koşmak), call (aramak), happen (gerçekleşmek), know (bilmek), exist (var olmak), be (olmak)

Her fiil, gözle görülebilen bir eylemi anlatmaz.

Şu cümleye bakalım:

Daniel knows the answer. (Daniel cevabı biliyor.)

Daniel fiziksel olarak bir şey yapmasa da knows bir fiildir.

Sıfatlar

Sıfatlar, nitelikleri veya özellikleri belirtir.

tall (uzun), interesting (ilginç), difficult (zor), blue (mavi)

Çoğu zaman bir ismin önünde yer alırlar:

an interesting book (ilginç bir kitap)

Ancak be (olmak) veya seem (görünmek) gibi fiillerden sonra da gelebilirler:

The book is interesting. (Kitap ilginç.)

Zarflar

Zarflar zaman, yer, tarz, sıklık, derece veya konuşanın tutumunu ifade edebilir.

yesterday (dün), here (burada), slowly (yavaşça), often (sık sık), very (çok), probably (muhtemelen)

Örnekler:

Sarah arrived yesterday. (Sarah dün geldi.)
Daniel answered slowly. (Daniel yavaşça cevap verdi.)
The answer is probably correct. (Cevap muhtemelen doğru.)

Zamirler

Zamirler, kişilere veya varlıklara adlarını yeniden söylemeden gönderme yapar.

I (ben), you (siz), she (o — kadın için), he (o — erkek için), it (o — insan dışındaki varlıklar için), we (biz), they (onlar), someone (biri)

Şöyle tekrar etmek yerine:

Sarah called Daniel. Sarah spoke to Daniel. (Sarah Daniel’i aradı. Sarah Daniel ile konuştu.)

Şöyle diyebiliriz:

Sarah called Daniel. She spoke to him. (Sarah Daniel’i aradı. O, onunla konuştu.)

Belirleyiciler

Belirleyiciler, hangi varlıktan söz ettiğimizi, kaç tane olduğunu veya kime ait olduğunu belirtmeye yardımcı olur.

a (bir), the (belirli tanımlık), this (bu), those (şu), my (benim), every (her), some (bazı)

Örnekler:

the book (belirli bir kitap)
my phone (benim telefonum)
those students (şu öğrenciler)

Ön edatlar

Ön edatlar; yer, zaman, yön, araç ve daha pek çok kavramla ilgili ilişkileri ifade eder.

in (içinde), on (üzerinde), at (-de/-da), with (ile), from (-den/-dan), to (-e/-a), after (sonra)

Örnekler:

in the room (odanın içinde)
after lunch (öğle yemeğinden sonra)
with Daniel (Daniel ile)

Bağlaçlar

Bağlaçlar, sözcükleri, sözcük öbeklerini veya bütünlüklü düşünceleri birbirine bağlar.

and (ve), but (ama), or (veya), because (çünkü), although (-mesine rağmen)

Örnek:

Sarah stayed home because she was tired. (Sarah evde kaldı çünkü yorgundu.)

Bu kategoriler, bir sözcüğün ne tür bir dil bilgisel birim olduğunu açıklar.

Ancak henüz sözcüğün belirli bir cümlede hangi görevi üstlendiğini söylemez.


İkinci düzey: Hangi görevi üstleniyor?

Şimdi şu cümleyi düşünün:

Sarah called Daniel. (Sarah Daniel’i aradı.)

Sözcüklerini türlerine göre tanımlayabiliriz:

  • Sarah bir özel isimdir;
  • called bir fiildir;
  • Daniel bir özel isimdir.

Ancak görevlerini de tanımlayabiliriz:

  • Sarah öznedir;
  • called Daniel, cümlenin temel yüklemini oluşturur;
  • Daniel nesnedir.

Bunlar sözcük türleri değil, cümledeki görevlerdir.

Özne

Özne, cümleciğin dil bilgisel olarak etrafında kurulduğu ögedir.

Çoğu zaman bir eylemi gerçekleştiren kişi veya varlıktır:

Sarah opened the window. (Sarah pencereyi açtı.)

Ancak bu her zaman böyle değildir:

The window opened. (Pencere açıldı.)
Daniel is tired. (Daniel yorgun.)
Sarah heard a noise. (Sarah bir ses duydu.)

Pencere bilinçli olarak bir şey yapmaz. Daniel’in durumu betimlenir. Sarah ise duyma eylemini bilinçli olarak gerçekleştirmekten çok, bir işitme deneyimi yaşar.

Yine de hepsi dil bilgisel açıdan öznedir.

Yeni başlayanlar için şu tanım yararlıdır:

Özne, cümlenin temel yargısının hakkında söylendiği kişi, varlık veya düşüncedir.

Bu tanım her dil için kusursuz değildir; ancak öznenin her zaman “eylemi yapan” olduğunu söylemekten daha güvenilirdir.

Yüklem

Yüklem, özne hakkında bir şey söyler.

Sarah called Daniel. (Sarah Daniel’i aradı.)
The window opened. (Pencere açıldı.)
Daniel is tired. (Daniel yorgun.)
Sarah became a doctor. (Sarah doktor oldu.)

Yüklem bir eylemi, olayı, durumu, niteliği, kimliği veya değişimi ifade edebilir.

Nesne

Nesne, fiille yakından bağlantılıdır ve çoğu zaman olaydan etkilenen kişi veya varlıktır.

Sarah called Daniel. (Sarah Daniel’i aradı.)
Daniel opened the window. (Daniel pencereyi açtı.)
They discussed the problem. (Sorunu tartıştılar.)

Niteleyici

Niteleyici, başka bir birim hakkında bilgi ekler.

the new student (yeni öğrenci)
Daniel’s old phone (Daniel’in eski telefonu)
the book on the table (masanın üzerindeki kitap)

Niteleyiciler tek bir sözcükten veya daha büyük sözcük öbeklerinden oluşabilir.

Zarf tümleci

Zarf tümleci; zaman, yer, tarz, neden veya amaç gibi koşullar hakkında bilgi verir.

Sarah called yesterday. (Sarah dün aradı.)
They met in Budapest. (Budapeşte’de buluştular.)
Daniel answered carefully. (Daniel dikkatle cevap verdi.)
We stayed home because it was raining. (Yağmur yağdığı için evde kaldık.)

Önemli bir ayrıntı da şudur: Zarf tümleci olmak için zarf olmak gerekmez.

Karşılaştırın:

Sarah called yesterday. (Sarah dün aradı.)
Sarah called after lunch. (Sarah öğle yemeğinden sonra aradı.)
Sarah called last week. (Sarah geçen hafta aradı.)

Bu ifadelerin dil bilgisel yapıları farklıdır:

  • yesterday bir zarftır;
  • after lunch bir ön edat öbeğidir;
  • last week bir isim öbeğidir.

Ancak üçü de cümlede benzer bir görev üstlenir: Sarah’nın ne zaman aradığını belirtir.


Aynı türdeki sözcükler farklı görevler üstlenebilir

Daniel ismine bakalım:

Daniel called Sarah. (Daniel Sarah’yı aradı.)
Sarah called Daniel. (Sarah Daniel’i aradı.)
Sarah spoke to Daniel. (Sarah Daniel ile konuştu.)
This is Daniel’s book. (Bu, Daniel’in kitabı.)

Daniel her cümlede özel isimdir.

Ancak görevi değişir:

  • özne;
  • nesne;
  • bir ön edat öbeğinin parçası;
  • sahiplik bildiren öge.

Temel düşünce şudur:

Sözcük türü, bir birimin ne türde olduğunu belirtir. Cümledeki görevi ise burada ne yaptığını gösterir.

Aynı ilke sıfatlar için de geçerlidir.

the tired student (yorgun öğrenci)
The student is tired. (Öğrenci yorgun.)

Tired her iki cümlede de sıfattır.

İlkinde student ismini niteler.

İkincisinde ise öğrenci hakkında söylenen yargının oluşmasına katkıda bulunur.

Sözcüğün türü aynı kalır, ancak cümle yapısındaki yeri değişir.


Bazen sözcüğün türü bile değişebilir

İngilizcede bu ayrım biraz daha ilginç hâle gelir; çünkü yazılışı aynı olan bir sözcük bazen farklı sözcük sınıflarına ait olabilir.

Call sözcüğünü düşünün:

I received a call. (Bir telefon araması aldım.)
Please call me. (Lütfen beni arayın.)

İlk cümlede call bir isimdir.

İkinci cümlede ise fiildir.

Ya da email sözcüğüne bakalım:

I sent an email. (Bir e-posta gönderdim.)
Please email the document. (Lütfen belgeyi e-postayla gönderin.)

Bir başka örnek de clean:

a clean room (temiz bir oda)
Please clean the room. (Lütfen odayı temizleyin.)

İngilizcede sözcükler çoğu zaman görünür bir ek almadan tür değiştirebilir.

Bu da “Bu sözcüğün türü ne?” sorusunu yanıtlamak için bile bazen daha fazla bağlama ihtiyaç duyulduğu anlamına gelir.

Daha iyi bir soru şudur:

Bu sözcük, bu cümlede nasıl kullanılıyor?


Kimin ne yaptığını nasıl anlarız?

Sözcük türü ile cümledeki görev arasındaki farkı anladığımızda başka bir soru ortaya çıkar:

Bir dil, olaydaki katılımcılardan hangisinin özne, nesne, alıcı veya başka bir öge olduğunu nasıl gösterir?

Dillerin kullanabileceği çeşitli araçlar vardır:

  • sözcük sırası;
  • sözcüklere getirilen ekler;
  • ön veya son edatlar;
  • parçacıklar;
  • fiildeki değişiklikler;
  • zamir biçimleri;
  • özel cümle yapıları;
  • anlam ve bağlam.

Çoğu dil, bu işaretlerden birkaçını aynı anda kullanır.

Ancak aralarındaki iş bölümünü aynı şekilde yapmaz.


İngilizce: Sözcüklerin konumu özellikle önemlidir

İngilizcede genellikle şu sıralama kullanılır:

Özne – Fiil – Nesne (SVO)

Karşılaştırın:

Sarah called Daniel. (Sarah Daniel’i aradı.)
Daniel called Sarah. (Daniel Sarah’yı aradı.)

İsimlerin biçimi değişmez. Kimin kimi aradığını cümledeki konumları gösterir.

Ancak İngilizce yalnızca sözcük sırasına dayanmaz.

Zamirler de ipucu verir:

She called him. (O, onu aradı.)
He called her. (O, onu aradı.)

Cümleler yeniden de düzenlenebilir:

Sarah encouraged Daniel. (Sarah Daniel’i cesaretlendirdi.)
Daniel was encouraged by Sarah. (Daniel, Sarah tarafından cesaretlendirildi.)

İkinci cümlede Daniel, hâlâ cesaretlendirilen kişi olmasına rağmen dil bilgisel özne hâline gelir.

İngilizcede sözcük sırası çok önemlidir; ancak zamirler, yardımcı fiiller, ön edatlar ve cümle yapısıyla birlikte işlev görür.


Fransızca ve İspanyolca: Tanıdık kalıplar, önemli farklar

Fransızca ve İspanyolcada yaygın olarak İngilizceyle aynı temel özne–fiil–nesne (SVO) sırası kullanılır.

Fransızca:

Sarah appelle Daniel. (Sarah Daniel’i arıyor.)

İspanyolca:

Sara llamó a Daniel. (Sara Daniel’i aradı.)

Ancak iki dil de başka işaretlerden yararlanır.

Fransızcada nesne zamirleri genellikle fiilden önce gelir:

Sarah **l’**appelle.
“Sarah onu arıyor.”

İspanyolcada fiil eki çoğu zaman özne hakkında bilgi verir:

Llamé a Daniel.
“Daniel’i aradım.”

Bu İspanyolca cümlede ben anlamına gelen ayrı bir sözcüğe gerek yoktur; çünkü fiilin biçimi bu bilgiyi zaten verir.

İspanyolcada ayrıca, belirli bir insanı ifade eden nesnenin önüne yaygın olarak a getirilir:

Sara llamó a Daniel.

Dolayısıyla birbiriyle yakın akraba olan Avrupa dilleri bile aynı bilgiyi tam olarak aynı biçimde düzenlemez.


Almanca: Hem sözcük sırası hem de hâl önemlidir

Almanca, İngilizce ile daha zengin hâl sistemlerine sahip diller arasında yararlı bir köprü kurar.

Tanımlıkları karşılaştırın:

der Mann
den Mann

Tanımlığın biçimi, isim öbeğinin özne mi yoksa nesne mi olduğunu göstermeye yardımcı olabilir.

Almancada, özellikle ana ve yan cümlelerde fiillerin nerede yer alacağına ilişkin katı kurallar da vardır.

Bu nedenle Almanca öğrenenlerin şu iki noktaya da dikkat etmesi gerekir:

  • cümle ögelerinin konumuna;
  • tanımlıklarda, zamirlerde ve bazen isim veya sıfatlarda görülen değişikliklere.

Almanca, sözcüklerin konumuna İngilizce kadar dayanmaz; ancak sözcük sırası yine de rastgele olmaktan çok uzaktır.


Macarca ve Rusça: Ekler daha fazla bilgi taşır

Macarca ve Rusçada hâl işaretlemesi, İngilizceye göre daha yaygın kullanılır.

Macarcada doğrudan nesne genellikle -t ile işaretlenir:

Sarah felhívta Danielt.
“Sarah Daniel’i aradı.”

Ek, Daniel’in nesne olduğunu gösterdiği için bu öge, özneye dönüşmeden cümlede başka bir konuma taşınabilir.

Ancak yeni sıralama vurguyu değiştirebilir.

Bir cümle şu bilgileri öne çıkarabilir:

  • eylemi kimin gerçekleştirdiğini;
  • eylemin kimi etkilediğini;
  • hangi bilginin yeni olduğunu;
  • neyin karşılaştırıldığını veya karşıtlık içinde sunulduğunu.

Rusçada da isimlerin, zamirlerin ve sıfatların biçimleri hâle göre değişir.

Bu, sözcük sırasının İngilizceye göre daha fazla değişebilmesini sağlar. Ancak Rusçada sözcük sırası yine de odağı ve bilgi yapısını aktarır.

Bu nedenle Macarca ve Rusçada sözcük sırasının tamamen serbest değil, daha esnek olduğunu söylemek daha doğrudur.

Ekler pek çok dil bilgisel ilişkiyi belirtirken sıralama da çoğu zaman mesajın şekillenmesine yardımcı olur.


Mandarin Çincesi: Daha az ek, sıralama ve bağlam için daha çok görev

Mandarin Çincesinde çekim görece azdır.

Fiiller normalde öznenin kişisine göre değişmez. İsimlerde de Rusça veya Macarcadakine benzer bir hâl sistemi kullanılmaz.

Yaygın temel sıralama SVO’dur:

özne – fiil – nesne

Bu nedenle sözcüklerin konumu önemli bir ipucudur.

Ancak Mandarin Çincesi, sabit ve değişmeyen sözcüklerin art arda dizilmesinden ibaret değildir.

Şunlardan da yararlanır:

  • parçacıklar;
  • görünüş belirteçleri;
  • konu yapıları;
  • sınıflandırıcılar;
  • özel yapılar;
  • bağlam.

Bir cümle, dil bilgisel özneyle aynı olmayan bir konuyla başlayabilir. Bazı yapılar, nesnenin ana fiilden önce gelmesini de sağlayabilir.

Mandarin Çincesi, bir dilde sözcük çekimi az olsa bile dil bilgisinin zengin ve son derece düzenli olabileceğini gösterir.


Japonca ve Korece: İsim öbeklerinden sonra gelen küçük işaretleyiciler

Japonca ve Korecede fiil genellikle cümlenin sonlarına doğru yer alır.

Tipik sıralamaları şöyledir:

Özne – Nesne – Fiil

Her iki dilde de isim öbeklerinin görevlerini belirtmeye yardımcı olan küçük birimler, bu öbeklerden sonra kullanılır.

Örneğin Japoncada:

  • -ga genellikle özneyle ilişkili bir öbeği işaretler;
  • -o genellikle doğrudan nesneyi işaretler;
  • -wa çoğu zaman konuyu veya bir karşıtlığı işaretler.

Basitleştirilmiş bir örnek:

Sara-ga Daniel-o hometa.
“Sarah Daniel’i övdü.”

Bu işaretleyiciler, hangi ismin hangi görevi üstlendiğini göstermeye yardımcı olur.

Korecede de benzer özne, nesne ve konu işaretleyicileri vardır.

Ancak anlatılmak istenen açık olduğunda bu işaretleyiciler günlük konuşmada bazen kullanılmayabilir. Dinleyenler bu durumda bağlama, sözcük sırasına ve ortak bilgilere daha fazla dayanır.

Konu da her zaman özneyle aynı değildir. Bu, her iki dilde de önemli bir ayrımdır.


Arapça: Tek dil adı, farklı dil bilgisel gerçeklikler

Arapçayı ele alırken biraz dikkatli olmak gerekir; çünkü standart yazı Arapçası ile günlük konuşma çeşitleri aynı değildir.

Standart Arapça şu araçları kullanabilir:

  • sözcük sırası;
  • fiildeki uyum;
  • zamir biçimleri;
  • ön edatlar;
  • özellikle özenli kullanımlarda veya tüm harekeler gösterildiğinde hâl ekleri.

Hem fiil–özne–nesne hem de özne–fiil–nesne sıralaması mümkündür.

Gündelik yazıda kısa ünlüleri gösteren harekeler, dolayısıyla da yazıda görülebilen pek çok hâl ayrımı genellikle belirtilmez.

Arapçanın günlük konuşma çeşitlerinde de eski hâl eki sistemi çok daha az belirgindir veya büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.

Bu yüzden Arapça için “Özne ve nesne nasıl işaretlenir?” sorusunun tek ve basit bir yanıtı yoktur. Yanıt, kısmen Arapçanın hangi biçiminden söz ettiğimize bağlıdır.


Hintçe: İsimlerden sonra gelen işaretleyiciler

Hintçede fiil genellikle sonda yer alır ve isimlerden sonra sıklıkla son edat adı verilen birimler kullanılır.

İngilizcede şöyle denir:

with Daniel (Daniel ile)

Hintçede ise genel sıralama şöyledir:

Daniel with (Daniel + ile)

Bazı işaretleyiciler alıcıları, belirli nesneleri veya bazı geçmiş zaman yapılarında eyleyen konumundaki katılımcıyı da belirtebilir.

Ancak bu işaretleyiciler her cümlede otomatik olarak kullanılmaz. Kullanımları şu etkenlere bağlıdır:

  • katılımcının insan olup olmamasına;
  • belirli veya önceden bilinen bir varlık olup olmamasına;
  • fiilin türüne;
  • olayın tamamlanmış olarak görülüp görülmemesine.

Hintçe, dil bilgisel görevlerin her zamanda ve yapıda tam olarak aynı biçimde işaretlenmediğini hatırlatan iyi bir örnektir.


Diller iş bölümünü farklı yapar

Dilleri basit karşıtlıklarla sınıflandırmak cazip gelebilir:

  • sözcük sırasına dayanan diller ve hâl sistemine dayanan diller;
  • sözcük sırası katı olan diller ve serbest olan diller;
  • basit diller ve karmaşık diller.

Gerçek ise daha ilginçtir.

İngilizce, sözcüklerin konumuna büyük bir görev yükler.

Macarca ve Rusçada isim biçimleri daha fazla bilgi taşır.

İspanyolca bu işi sözcük sırası, fiil ekleri, zamirler ve nesne işaretlemesi arasında paylaştırır.

Almanca hem sözcük sırasını hem de hâl sistemini kullanır.

Mandarin Çincesi konuma, yapılara, parçacıklara ve bağlama dayanır.

Japonca ve Korecede dil bilgisel işaretleyiciler çoğu zaman isimlerden sonra gelir.

Arapça, kullanılan dil çeşidine ve bağlama göre farklı araçları bir araya getirir.

Hiçbir dil yalnızca tek bir işaret kullanmaz.

Diller, bilgiyi farklı biçimlerde dağıtarak benzer iletişim sorunlarını çözer.


Dil öğrenirken nelere dikkat etmelisiniz?

Yeni bir dilde okurken veya dinlerken yalnızca tek tek sözcükleri bulmaya odaklanmayın.

Yapıyla ilgili birkaç soru sorun.

Bu, ne tür bir dil birimi?

İsim, fiil, sıfat, zamir, ön edat veya başka bir sözcük türü mü?

Burada hangi görevi üstleniyor?

Özne, nesne, betimleme, niteleyici veya alıcı mı? Yoksa zaman ve yer hakkında mı bilgi veriyor?

Bu görevi hangi işaret gösteriyor?

Şunlara dikkat edin:

  • konum;
  • ekler;
  • tanımlıklar;
  • zamir biçimleri;
  • parçacıklar;
  • ön veya son edatlar;
  • fiildeki değişiklikler;
  • çevredeki bağlam.

Cümle nötr mü, yoksa bir şeyi mi vurguluyor?

Farklı bir sıralama, kimin ne yaptığını değiştirmeyebilir; ancak konuşanın neyi öne çıkarmak istediğini değiştirebilir.

Bu, özellikle sözcük sırası esnek olan dillerde önemlidir.


Temel düşünce

Şu iki soruyu birbirinden ayırdığımızda dil bilgisi çok daha kolay anlaşılır:

Bu sözcük veya sözcük öbeği hangi türde?

Ve:

Bu cümlede hangi görevi üstleniyor?

Bir isim, kendiliğinden özne olmaz.

Özne her zaman bilinçli olarak eylemi gerçekleştiren kişi değildir.

Sıfatlar yalnızca isimlerin önünde yer almaz.

Cümledeki aynı görev, farklı türdeki sözcük öbekleriyle ifade edilebilir.

Dillerin hepsi, kimin kime ne yaptığını göstermek için aynı işaretleri kullanmaz.

Dil bilgisini türlerden, görevlerden ve işaretlerden oluşan bir sistem olarak görmeye başladığımızda, artık uzun bir keyfî kurallar listesi gibi görünmez.

Diller farklıdır; ancak yanıtlamaları gereken sorular şaşırtıcı derecede benzerdir.


Daha fazlasını keşfedin

Bu yazı, temel düşünceleri anlamanız için pratik bir yol haritası sunuyor. Ayrıntılara inildiğinde bu ayrımlar daha inceliklidir; özellikle de dil bilgisi sistemleri birbirinden çok farklı olan dilleri karşılaştırırken.

Konuyu daha derinlemesine ele alan serimizin ilk bölümüyle devam edin:

Diller Anlamı Nasıl Düzenler? — 1. Bölüm
Bir Sözcük ile Görevi Aynı Şey Değildir: Sözcük Türlerini ve Cümledeki İşlevleri Anlamak

Bu bölüm; sözcük sınıflarını, cümledeki işlevleri, yüklemleri, tamamlayıcıları, anlamsal rolleri ve İngilizcenin dil bilgisel kategorilerini doğrudan her dile uygulamanın sınırlarını ele alıyor.