Pek çok dil bilgisi açıklaması, birbirinden farklı iki soruyu birbirine karıştırdığı için kafa karıştırıcı hâle gelir:

  1. Bu, ne tür bir sözcük veya ifadedir?
  2. Bu cümlede hangi görevi üstleniyor?

İlk soru, geleneksel olarak sözcük türleri olarak adlandırılan sözcük sınıflarıyla ilgilidir.

İkinci soru ise cümledeki görevlerle, sözdizimsel işlevlerle veya dil bilgisel ilişkilerle ilgilidir.

Bu iki düzey arasındaki farkı anlamak, yalnızca İngilizcede değil, diğer dillerde de dil bilgisi öğrenmenin en yararlı temellerinden biridir.


İki farklı soru: Bu nedir ve ne işe yarar?

Aşağıdaki cümlelerde Daniel sözcüğünü inceleyin:

Daniel called Sarah. (Daniel, Sarah’yı aradı.)
Sarah called Daniel. (Sarah, Daniel’ı aradı.)
Sarah spoke to Daniel. (Sarah, Daniel ile konuştu.)
This is Daniel’s book. (Bu, Daniel’ın kitabı.)

Daniel sözcüğü her örnekte özel isimdir. Sözcük sınıfı değişmemiştir.

Ancak cümledeki görevi değişmiştir:

  • İlk cümlede Daniel öznedir;
  • ikinci cümlede nesnedir;
  • üçüncü cümlede bir edat öbeğinin parçasıdır;
  • dördüncü cümlede sahip olanı belirtir.

Böylece temel ayrıma ulaşırız:

  • Sözcük sınıfı, bir unsurun ne tür bir dilsel birim olduğunu söyler;
  • cümledeki görevi, o unsurun belirli bir cümlede ne yaptığını söyler.

Bu ikisi birbiriyle ilişkilidir, ancak aynı şey değildir.

Bir isim çoğu zaman özne veya nesne görevi üstlenir; ancak bir tamamlayıcının, niteleyicinin veya edat öbeğinin içinde de yer alabilir. Bir sıfat genellikle bir ismi niteler, ancak yüklemin önemli bir parçasını da oluşturabilir.

Karşılaştırın:

the tired student (yorgun öğrenci)
The student is tired. (Öğrenci yorgun.)

Her iki cümlede de tired (yorgun) bir sıfattır. İlkinde student (öğrenci) ismini niteler. İkincisinde ise is fiili aracılığıyla özneyi betimler.


1. Sözcük sınıfları: Ne tür bir unsur?

Sözcük sınıfları, sözcükleri dil bilgisel davranışlarına göre gruplandırır.

Anlam yol göstericidir, ancak tek başına yeterli değildir. Dilbilimciler şu tür soruları da dikkate alır:

  • Sözcük hangi biçimleri alabilir?
  • Cümlede nerelerde yer alabilir?
  • Başka hangi sözcüklerle birlikte kullanılabilir?
  • Ne tür öbekler oluşturabilir?

Örneğin İngilizcede isimler çoğu zaman tanımlıklardan sonra gelebilir:

a book (bir kitap)
the house (ev)

Birçoğunun çoğul biçimi de vardır:

book → books (kitap → kitaplar)
house → houses (ev → evler)

İngilizce fiiller ise farklı davranır. Çoğu zaman zamana veya kişi uyumuna göre biçim değiştirebilirler:

call → called (aramak → aradı)
work → works (çalışmak → çalışır)
be → is, are, was, were (olmak fiilinin farklı kişi ve zaman biçimleri)

Geleneksel sözcük türü terimi, özellikle eğitimde hâlâ yaygın olarak kullanılır. Modern dilbilimde ise çoğunlukla sözcük sınıfı veya sözcüksel kategori terimi tercih edilir.

Başlıca sözcük sınıfları

Sınıflandırmanın ayrıntıları dil bilgisi geleneklerine göre değişir; ancak aşağıdaki kategoriler dil öğrenenler için özellikle yararlıdır.

İsimler

İsimler genellikle insanları, hayvanları, nesneleri, yerleri, olayları, maddeleri veya soyut kavramları belirtir.

Sarah, teacher (öğretmen), dog (köpek), city (şehir), water (su), meeting (toplantı), freedom (özgürlük)

İsimler çoğu zaman özne veya nesne görevi üstlenebilir:

Sarah opened the door. (Sarah kapıyı açtı.)
Sarah opened the door. (Sarah kapıyı açtı.)

Ancak bir unsurun isim olması, onu kendiliğinden özne veya nesne yapmaz. Bu, kullanıldığı cümleye bağlıdır.


Fiiller

Fiiller genellikle eylemleri, olayları, süreçleri, durumları veya ilişkileri ifade eder.

run (koşmak), call (aramak), happen (olmak), change (değişmek), know (bilmek), exist (var olmak), be (olmak)

İngilizcede fiiller genellikle tümceciğin dil bilgisel merkezini oluşturur:

Sarah called Daniel. (Sarah, Daniel’ı aradı.)
The weather changed. (Hava değişti.)
Daniel knows the answer. (Daniel cevabı biliyor.)

Ancak her fiil bilinçli bir eylemi anlatmaz. Know (bilmek), belong (ait olmak), exist (var olmak) ve seem (görünmek) gibi fiiller, eylemden çok durum veya ilişki bildirir.


Sıfatlar

Sıfatlar genellikle özellikleri, nitelikleri veya sınıflandırmaları ifade eder.

tall (uzun), interesting (ilginç), difficult (zor), wooden (ahşap), international (uluslararası)

İsimleri niteleyebilirler:

an interesting book (ilginç bir kitap)

Ayrıca be (olmak), seem (görünmek) veya become (olmak, hâline gelmek) gibi bağlayıcı fiillerden sonra da gelebilirler:

The book is interesting. (Kitap ilginç.)
The task seems difficult. (Görev zor görünüyor.)


Zarflar

Zarflar çeşitli kullanımları olan bir kategoridir. Zaman, yer, tarz, derece, sıklık veya konuşanın tutumunu ifade edebilirler.

yesterday (dün), here (burada), slowly (yavaşça), very (çok), often (sık sık), probably (muhtemelen)

Örnekler:

Sarah arrived yesterday. (Sarah dün geldi.)
Daniel spoke slowly. (Daniel yavaşça konuştu.)
The answer is probably correct. (Cevap muhtemelen doğru.)

Sonu -ly ile biten her sözcük zarf değildir; her zarf da -ly ile bitmez.

friendly (arkadaş canlısı) — sıfat
fast (hızlı, hızlıca) — sıfat veya zarf
often (sık sık) — zarf


Zamirler

Zamirler; kişileri, nesneleri, grupları veya fikirleri yeniden adlandırmadan onlara gönderimde bulunur.

I (ben), you (siz), she (o, kadın için), he (o, erkek için), it (o, insan dışı varlıklar için), we (biz), they (onlar), someone (birisi), who (kim), this (bu)

Karşılaştırın:

Sarah called Daniel. (Sarah, Daniel’ı aradı.)
She called him. (O, onu aradı.)

İngilizce zamirler bu ayrımı görmek için özellikle yararlıdır; çünkü bazıları dil bilgisel görevlerine göre biçim değiştirir:

she called him (o, onu aradı)
he called her (o, onu aradı)

She ile her arasındaki fark, kimin özne, kimin nesne olduğunu göstermeye yardımcı olur.


Belirleyiciler

Belirleyiciler isim öbeklerinin başında yer alır; hangi kişiyi veya şeyi kastettiğimizi, kaç tane olduklarını ya da kime ait olduklarını belirtmeye yardımcı olur.

a (bir), the (belirli tanımlık), this (bu), those (şu, o), my (benim), every (her), some (bazı, biraz), three (üç)

Örnekler:

the book (söz konusu kitap)
my phone (benim telefonum)
those students (o öğrenciler)
three questions (üç soru)

Geleneksel okul dil bilgisi kitapları, bu sözcüklerin bazılarını sıfat veya zamirlerle aynı grupta ele alır. Modern İngilizce dil bilgisi kitapları ise sıradan sıfatlardan farklı davrandıkları için belirleyicileri çoğunlukla ayrı bir kategori olarak değerlendirir.


Edatlar

Edatlar; yer, zaman, yön, neden, araç, birliktelik ve daha pek çok kavramla ilgili ilişkileri ifade eder.

in (içinde), on (üzerinde), at (konum veya zaman belirtir), with (ile), from (-den), to (-e), because of (nedeniyle), under (altında)

Örnekler:

in the room (odada)
after lunch (öğle yemeğinden sonra)
with Daniel (Daniel ile)
because of the weather (hava nedeniyle)

İngilizcede bir edat genellikle bir edat öbeğinin başında yer alır:

Sarah spoke to Daniel. (Sarah, Daniel ile konuştu.)
They met after work. (İşten sonra buluştular.)


Bağlaçlar

Bağlaçlar sözcükleri, öbekleri veya tümcecikleri birbirine bağlar.

and (ve), but (ama), or (veya), because (çünkü), although (-mesine rağmen), if (eğer)

Örnekler:

Sarah and Daniel (Sarah ve Daniel)
tired but happy (yorgun ama mutlu)
We stayed inside because it was raining. (Yağmur yağdığı için içeride kaldık.)


Yardımcı fiiller

Yardımcı fiiller; soru, olumsuzluk, zaman, görünüş, çatı ve kiplik yapılarının kurulmasına yardımcı olur.

be, have, do, can, may, must, will

Örnekler:

Sarah is working. (Sarah çalışıyor.)
Daniel has finished. (Daniel bitirdi.)
Did Sarah call? (Sarah aradı mı?)
You must leave. (Gitmelisiniz.)

Be, have ve do gibi sözcükler hem yardımcı fiil hem de ana fiil olarak kullanılabilir:

Sarah has finished. (Sarah bitirdi.) — yardımcı fiil
Sarah has a car. (Sarah’nın bir arabası var.) — ana fiil


Parçacıklar ve diğer dil bilgisel sözcükler

İngilizcede, dil bilgisel davranışları geleneksel kategorilere her zaman tam olarak uymayan kısa sözcükler de bulunur.

Öbek fiillerdeki parçacıklar buna örnektir:

turn off (kapatmak)
give up (vazgeçmek)
look after (bakmak, ilgilenmek)

Aynı biçim, farklı kullanımlarda farklı kategorilere ait olabilir:

She walked up the hill. (Tepeye yürüyerek çıktı.) — edat
She stood up. (Ayağa kalktı.) — çözümlemeye göre parçacık veya zarf

Dil bilgisi kategorilerinin okulda öğretilen listelerin düşündürdüğü kadar basit olmamasının nedenlerinden biri de budur.


Ünlemler ve yanıt sözcükleri

Ünlemler tepkileri, duyguları, selamlaşmaları veya konuşma sırasındaki yanıtları ifade edebilir.

oh (ah), wow (vay), ouch (ah, canım yandı), hello (merhaba), yes (evet), no (hayır)

Tek başlarına tam bir sözce oluşturabilirler:

Wow! (Vay!)
Yes. (Evet.)
Hello! (Merhaba!)

Çoğu zaman içinde bulundukları cümlenin dil bilgisel yapısıyla yalnızca gevşek bir bağ kurarlar.


2. Cümledeki görevler: Unsur hangi görevi üstleniyor?

Cümledeki görev, bir sözcüğün, öbeğin veya tümceciğin cümlenin geri kalanıyla nasıl bir ilişki kurduğunu açıklar.

Önemli bir nokta şudur: Cümledeki görevleri çoğu zaman yalnızca tek tek sözcükler değil, bütün öbekler üstlenir.

Şu cümlede:

The new student from Spain answered the question. (İspanya’dan gelen yeni öğrenci soruyu yanıtladı.)

Özne yalnızca student (öğrenci) sözcüğü değildir. The new student from Spain (İspanya’dan gelen yeni öğrenci) isim öbeğinin tamamı özne görevi üstlenir.

Cümledeki görevler için kullanılan terimler, geleneksel dil bilgisi ile modern dilbilim arasında bir ölçüde farklılık gösterir. Aşağıdaki kategoriler, dil öğrenenler için yararlı bir temel sunar.


Özne

Özne, fiil veya yüklemle temel bir dil bilgisel ilişki kuran unsurdur.

İngilizce bildirme cümlelerinde çoğunlukla fiilden önce gelir:

Sarah called Daniel. (Sarah, Daniel’ı aradı.)
The window broke. (Pencere kırıldı.)
This book is useful. (Bu kitap yararlı.)

Özne çoğu zaman bir eylemi yapan kişiyi veya şeyi belirtir:

Daniel opened the door. (Daniel kapıyı açtı.)

Ancak bu, eksiksiz bir tanım değildir.

Özne şunları da belirtebilir:

  • Bir olayı deneyimleyen bir varlığı;
  • durumu değişen bir varlığı;
  • betimlenen bir varlığı;
  • yalnızca var olan veya bir durumda yer alan bir varlığı.

Örnekler:

Sarah heard a noise. (Sarah bir ses duydu.)
The glass broke. (Bardak kırıldı.)
Daniel is tired. (Daniel yorgun.)
The problem still exists. (Sorun hâlâ var.)

Sarah duyma eylemini bilinçli olarak gerçekleştirmiyor. Bardak da kırılma eylemini isteyerek yapmıyor. Yine de Sarah ve bardak, dil bilgisel açıdan öznedir.

Dil öğrenenler için daha güvenilir ve anlaşılır bir tanım şudur:

Özne, tümceciğin dil bilgisel olarak etrafında kurulduğu ve yüklemin hakkında bir şey söylediği unsurdur.

Özneler farklı dillerde farklı davrandığı için bu tanım bile ancak yaklaşık bir açıklamadır. Yine de öznenin her zaman “eylemi yapan kişi” olduğunu söylemekten daha doğrudur.


Yüklem

Yüklem, cümlenin özne hakkında söylediği şeydir.

Şu cümlede:

Sarah called Daniel. (Sarah, Daniel’ı aradı.)

Yüklem şudur:

called Daniel (Daniel’ı aradı)

Şu cümlede:

Daniel is tired. (Daniel yorgun.)

Yüklem şudur:

is tired (yorgun)

Geleneksel dil bilgisinde yüklem terimi bazen daha dar bir anlamda, fiili veya fiil öbeğini belirtmek için kullanılır. Modern çözümlemelerde ise çoğunlukla tümceciğin özne dışında kalan bölümünün tamamını ifade eder.

Yüklem şunları ifade edebilir:

  • Bir eylemi;
  • bir olayı;
  • bir durumu;
  • bir özelliği;
  • bir kimliği;
  • bir ilişkiyi.

Örnekler:

Sarah ran home. (Sarah eve koştu.)
The window broke. (Pencere kırıldı.)
Daniel knows the answer. (Daniel cevabı biliyor.)
Sarah is tired. (Sarah yorgun.)
Daniel is a teacher. (Daniel bir öğretmen.)

Önemli bilgi her zaman yalnızca fiilde bulunmaz.

Şu cümlede:

Daniel is a teacher. (Daniel bir öğretmen.)

Is fiili, özneyi a teacher (bir öğretmen) ifadesine bağlar. Cümlenin sözcüksel anlamının büyük bölümünü a teacher ifadesi taşır.


Nesne

Nesne, fiille yakın bağlantısı olan ve genellikle olaydan etkilenen bir kişiyi veya şeyi belirten öbektir.

Sarah called Daniel. (Sarah, Daniel’ı aradı.)
Daniel opened the window. (Daniel pencereyi açtı.)
They discussed the problem. (Sorunu tartıştılar.)

İngilizcede yaygın olarak doğrudan nesne ile dolaylı nesne arasında ayrım yapılır.

Doğrudan nesne

Doğrudan nesne genellikle olaydan en doğrudan etkilenen, algılanan, oluşturulan veya olayda yer alan kişi ya da şeydir.

Sarah opened the door. (Sarah kapıyı açtı.)
Daniel read the article. (Daniel makaleyi okudu.)
They built a house. (Bir ev inşa ettiler.)

Dolaylı nesne

Dolaylı nesne çoğu zaman bir şeyi alan veya eylemden yararlanan kişiyi belirtir.

Sarah gave Daniel the book. (Sarah kitabı Daniel’a verdi.)

Burada:

  • Daniel dolaylı nesnedir;
  • the book (kitap) doğrudan nesnedir.

İngilizcede benzer bir ilişki çoğu zaman bir edat öbeğiyle de ifade edilebilir:

Sarah gave the book to Daniel. (Sarah kitabı Daniel’a verdi.)

Bu iki yapı anlam bakımından benzerdir, ancak dil bilgisel açıdan aynı değildir.


Tamamlayıcı

Tamamlayıcı, bir fiilin, sıfatın, ismin veya tümceciğin gerektirdiği anlamı tamamlar.

Karşılaştırın:

Daniel became a teacher. (Daniel öğretmen oldu.)
Sarah seems tired. (Sarah yorgun görünüyor.)
They put the book on the table. (Kitabı masanın üzerine koydular.)

Bu örneklerde kalın yazılan ifadeler sıradan doğrudan nesneler değildir.

  • a teacher (bir öğretmen), Daniel’ın kim olduğunu belirtir;
  • tired (yorgun), Sarah’yı betimler;
  • on the table (masanın üzerine), put (koymak) fiilinin gerektirdiği konum bilgisini verir.

Tamamlayıcı geniş kapsamlı bir terimdir ve dil bilgisi kitaplarında biraz farklı anlamlarda kullanılır. Dil öğrenenler için temel fikir şudur: Tamamlayıcı, cümlenin başka bir bölümünün gerektirdiği veya dil bilgisel olarak mümkün kıldığı, o bölümle yakın ilişkili bir unsurdur.


Niteleyici

Niteleyici, başka bir unsur hakkında ek bilgi verir.

the old house (eski ev)
a book about language (dil hakkında bir kitap)
the student who arrived late (geç gelen öğrenci)

Niteleyiciler şunları belirtebilir:

  • Nitelikleri;
  • miktarları;
  • konumları;
  • aitliği;
  • kimliği;
  • ek koşulları.

Tek bir sözcükten, bir öbekten veya bir tümcecikten oluşabilirler.


Zarf tümleci

Zarf tümleci, bir olayın veya durumun gerçekleşme koşulları hakkında bilgi verir.

Şunları ifade edebilir:

  • Zaman;
  • yer;
  • tarz;
  • neden;
  • amaç;
  • sıklık;
  • süre;
  • koşul;
  • derece.

Örnekler:

Sarah called yesterday. (Sarah dün aradı.)
They met in Budapest. (Budapeşte’de buluştular.)
Daniel answered very carefully. (Daniel çok dikkatli bir şekilde yanıtladı.)
We stayed home because of the storm. (Fırtına nedeniyle evde kaldık.)
She studies to improve her English. (İngilizcesini geliştirmek için ders çalışıyor.)

Zarf tümlecinin mutlaka zarf olması gerekmez.

Şu biçimlerde olabilir:

  • Bir zarf: yesterday (dün);
  • bir edat öbeği: in Budapest (Budapeşte’de);
  • bir isim öbeği: last week (geçen hafta);
  • bir tümcecik: because it was raining (yağmur yağdığı için).

Bu da sözcük sınıfı ile cümledeki görev arasındaki farkın açık bir örneğidir.

Yesterday, zarf tümleci görevi üstlenen bir zarftır.

In Budapest, zarf tümleci görevi üstlenen bir edat öbeğidir.

Last week, zarf tümleci görevi üstlenen bir isim öbeğidir.

Farklı türde ifadeler cümlede aynı görevi üstlenebilir.


Sözcük sınıfı ile cümledeki görev bire bir örtüşmez

Şu tür basit eşleştirmeleri öğrenmek cazip gelebilir:

  • İsim = özne;
  • sıfat = niteleyici;
  • zarf = zarf tümleci;
  • fiil = yüklem.

Bu eşleşmeler yaygındır, ancak değişmez kurallar değildir.

Bir isim öbeği özne görevi üstlenebilir:

The new manager arrived. (Yeni müdür geldi.)

Nesne görevi üstlenebilir:

We met the new manager. (Yeni müdürle tanıştık.)

Tamamlayıcı görevi üstlenebilir:

Sarah became the new manager. (Sarah yeni müdür oldu.)

Hatta zarf tümleci görevi bile üstlenebilir:

We met last Monday. (Geçen pazartesi buluştuk.)

Bir sıfat bir ismi niteleyebilir:

a quiet room (sessiz bir oda)

Ya da yüklemde yer alabilir:

The room is quiet. (Oda sessiz.)

Bir edat öbeği bir ismi niteleyebilir:

the book on the table (masanın üzerindeki kitap)

Ya da zarf tümleci görevi üstlenebilir:

The book is on the table. (Kitap masanın üzerinde.)

Dolayısıyla biçim ile işlev arasındaki ilişki esnektir:

Aynı sözcük sınıfı birden fazla görev üstlenebilir; aynı görevi de farklı türde öbekler yerine getirebilir.

Bu ilke, bire bir eşleştirmeleri ezberlemekten çok daha yararlıdır.


Bir sözcüğün sınıfı her zaman değişmez değildir

Sözcük sınıfını “sözlük düzeyi” olarak düşünmek yararlıdır, ancak bu benzetmenin de sınırları vardır.

Yazılışı aynı olan bir biçimin birden fazla dil bilgisel kullanımı olabilir.

İngilizcedeki call sözcüğünü ele alın:

I received a call. (Bir telefon aldım.) — isim
Please call me. (Lütfen beni arayın.) — fiil

Ya da email sözcüğünü:

I sent an email. (Bir e-posta gönderdim.) — isim
Please email the document. (Lütfen belgeyi e-postayla gönderin.) — fiil

Ya da clean sözcüğünü:

a clean room (temiz bir oda) — sıfat
Please clean the room. (Lütfen odayı temizleyin.) — fiil

Ya da fast sözcüğünü:

a fast car (hızlı bir araba) — sıfat
The car moved fast. (Araba hızlı ilerledi.) — zarf

İngilizcede sözcükler, görünür bir ek almadan sık sık bir kategoriden diğerine geçebilir. Dilbilimciler bu süreci çoğunlukla tür değiştirme veya sıfır türetim olarak adlandırır.

Bu nedenle en doğru soru her zaman şu değildir:

Bu sözcük hangi sözcük türüne aittir?

Çoğu zaman daha iyi bir soru şudur:

Bu biçim, bu cümlede hangi sözcük sınıfına ait bir kullanım sergiliyor?

Bu yüzden bir sözlük, aynı yazılışı birden fazla sözcük sınıfı altında listeleyebilir.


Özne ile eyleyen aynı şey değildir

Dil bilgisindeki en önemli ayrımlardan biri, dil bilgisel görev ile anlamsal rol arasındaki farktır.

Dil bilgisel görev, cümlenin yapısını açıklar:

  • Özne;
  • nesne;
  • tamamlayıcı.

Anlamsal rol ise bir katılımcının olayda nasıl yer aldığını açıklar:

  • Eyleyen: eylemi bilinçli olarak yapan;
  • deneyimleyen: algılayan veya hisseden kişi;
  • etkilenen: olaydan etkilenen katılımcı;
  • alıcı: bir şeyi alan kişi;
  • araç: bir eylemi gerçekleştirmek için kullanılan şey.

Şu örneği inceleyin:

Daniel opened the door. (Daniel kapıyı açtı.)

Daniel aynı anda iki rol üstlenir:

  • Dil bilgisel açıdan öznedir;
  • anlamsal açıdan eyleyendir.

Şimdi karşılaştırın:

Daniel heard a noise. (Daniel bir ses duydu.)

Daniel hâlâ dil bilgisel açıdan öznedir; ancak anlamsal açıdan bilinçli bir eyleyen değil, deneyimleyendir.

Şimdi de şu örneğe bakın:

The door opened. (Kapı açıldı.)

Kapı öznedir, ancak eyleyen değildir.

Bir başka örnek:

The door was opened by Daniel. (Kapı Daniel tarafından açıldı.)

Daniel anlamsal açıdan eyleyen olmaya devam etse de artık dil bilgisel özne kapıdır.

Bu ayrım, “özne eylemi yapan kişidir” açıklamasının başlangıç düzeyindeki bazı örneklerde işe yararken neden genel bir tanım olarak yetersiz kaldığını açıklar.


Dil bilgisel merkez her zaman basit bir eylem fiili değildir

Birçok başlangıç düzeyi dil bilgisi açıklaması, cümleyi şu şekilde sunar:

özne + eylem bildiren fiil + nesne

Bu kalıp yaygındır:

Sarah opened the window. (Sarah pencereyi açtı.)

Ancak İngilizce cümleler başka birçok yüklem türü etrafında da kurulabilir.

Olaylar

The window broke. (Pencere kırıldı.)

Durumlar

Daniel knows the answer. (Daniel cevabı biliyor.)

Özellikler

Sarah is tired. (Sarah yorgun.)

Kimlik veya sınıflandırma

Daniel is a teacher. (Daniel bir öğretmen.)

Var oluş

There is a problem. (Bir sorun var.)

Deneyim

Sarah likes music. (Sarah müziği sever.)

Dolayısıyla dil bilgisi yalnızca bilinçli eylemleri açıklamakla yetinemez. Durumları, özellikleri, kimlikleri, değişimleri, deneyimleri ve ilişkileri de açıklamalıdır.


Bu ayrım evrensel mi?

Bir unsurun ne tür bir ifade olduğu ile daha büyük bir yapı içinde hangi görevi üstlendiği arasındaki ayrım, farklı dilleri anlamada son derece yararlıdır.

Ancak her dilin sözcükleri ve cümledeki görevleri İngilizceyle tamamen aynı şekilde sınıflandırdığını varsaymamalıyız.

Diller şu açılardan farklılık gösterir:

  • İsim, fiil ve sıfatların birbirinden ne kadar belirgin biçimde ayrıldığı;
  • özne ve nesnelerin nasıl davrandığı;
  • zamir kullanımının zorunlu olup olmadığı;
  • dil bilgisel ilişkilerin nasıl işaretlendiği;
  • konu ile öznenin nasıl ayırt edildiği;
  • sözcük sırası, ekler, parçacıklar veya fiil biçimleri aracılığıyla ne kadar bilgi aktarıldığı.

Bu nedenle dilbilimciler şu ikisi arasında ayrım yapar:

  1. Belirli bir dilin işleyişine göre tanımlanan dile özgü kategoriler;
  2. araştırmacıların farklı dillerdeki örüntüleri karşılaştırmasını sağlayan karşılaştırmalı kavramlar.

İsim, fiil, özne ve nesne kategorileri son derece yararlıdır; ancak bu kategorilerin bütün özellikleri, bir dilden diğer tüm dillere hiç değiştirilmeden aktarılamaz.

Universal Dependencies gibi diller arası projeler, dile özgü farklılıklara yer verirken birçok dili çözümlemek için ortak bir çerçeve kullanır. Bu çerçevede sözcük sınıfı, biçim bilgisel bilgiler ve sözdizimsel ilişkiler ayrı katmanlar olarak kaydedilir. Bu yaklaşım, bu bölümde ele alınan temel düşünceyi yansıtır: Bir ifadenin türü ile cümledeki görevi birbiriyle ilişkilidir, ancak birbirinden farklıdır.


Neredeyse her cümleyi anlaşılır kılan üç soru

Bir cümleyi çözümlerken üç ayrı soru sormak yararlıdır.

1. Bu, ne tür bir unsur?

Bir isim, fiil, sıfat, zamir, belirleyici, edat, parçacık veya başka türde bir ifade mi?

2. Burada hangi görevi üstleniyor?

Özne, nesne, tamamlayıcı, niteleyici veya zarf tümleci olarak mı kullanılıyor?

3. Bu görevi üstlendiğini nereden anlıyoruz?

Bunu gösteren ipuçları şunlar olabilir:

  • Sözcük sırası;
  • hâl ekleri;
  • ön edatlar veya son edatlar;
  • parçacıklar;
  • fiildeki uyum işaretleri;
  • zamirin biçimi;
  • cümle yapısı;
  • tonlama;
  • anlam ve bağlam.

Bu üçüncü soru, dil bilgisinin en ilginç alanlarından birine kapı açar.

Dinleyen kişi, kimin kime ne yaptığını nasıl anlar?

İngilizce büyük ölçüde sözcük sırasına dayanır. Macarca ve Rusça, hâl işaretlemesini yaygın biçimde kullanır. Japonca ve Korecede parçacıklar sık kullanılır. İspanyolca, sözcük sırasını fiil uyumu ve farklılaşan nesne işaretlemesiyle birleştirir. Mandarin Çincesi ise sözcük sırasından, parçacıklardan, dil bilgisel yapılardan ve bağlamdan yararlanır.

Diller, dil bilgisel ilişkileri aynı şekilde kodlamaz. Bu işi farklı araçlar arasında farklı biçimlerde paylaştırırlar.


Temel fikir

Çıkarılacak en önemli sonuç basittir:

Bir sözcüğün kategorisi, cümledeki göreviyle aynı şey değildir.

Bir isim kendiliğinden özne olmaz.

Özne her zaman eyleyen değildir.

Sıfatlar yalnızca isimleri nitelemez.

Zarf tümlecinin mutlaka zarf olması gerekmez.

Ayrıca yazılışı aynı olan bir biçim, farklı bağlamlarda farklı sözcük sınıflarına ait olabilir.

Dil öğrenenler bu düzeyleri birbirinden ayırdığında, dil bilgisi birbiriyle ilgisiz etiketlerden oluşan bir yığın olmaktan çıkar. Biçimler, işlevler ve ilişkilerden oluşan bir sisteme dönüşür.

Bir sonraki bölümde, farklı dillerin bu ilişkileri sözcük sırası, hâl ekleri, parçacıklar, uyum ve bağlam aracılığıyla nasıl gösterdiğini karşılaştıracağız.